Tarih

Chester Projesi

AMERİKA VE TÜRKİYE’NİN GÖZÜNDEN CHESTER PROJESİ VE KARIŞTIRILAN LOZAN ANLAŞMASININ DOĞRULARI

TÜRK AMERİKAN İLİŞKİLERİ  

Bu hikaye öncesi Türk Amerikan ilişkileri tarihinden bahsetmezsek olmaz. Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye’nin ilişkileri Osmanlı İmparatorluğu döneminden başlamaktadır. Osmanlı Devleti ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk ikili etkileşimi Grand Turk isimli Amerika’ya ait gemi ile başlar. Osmanlı ve Amerika’nın ilişkileri aslında gelecekte tüm dünyayı önemli şekilde etkileyecek bir dostluğa-düşmanlığa ön yol olmuştur. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’yi Orta Doğu’da yer alan ama daha modern bir ülke olarak tanımlamaya çalışmış, diğer ülkelere de bu fikri aşılamaya çalışmıştır. Türkiye son dönemler dışında Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarlarına büyük oranda saygı göstermiş, çok fazla karşılıkta bulunmamıştır. Ancak son dönemlerde karşılıklı restleşmeler gerçekleşmiştir.

MİSYONERLİK

Osmanlı Devleti ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ilişkisine tekrar dönersek, ‘’misyonerlik’’ kavramının önemi iki ülkenin ilişkilerinin başlangıcında çok etkilidir ve hala etkisini daha modern bir şekilde sürdürmektedir. Misyonerlik dediğimiz kavramın ortaya çıkışı oldukça eskidir. Havariler aslında ilk misyonerlerdir. Hatta,Hıristiyanlık dinine göre Hz. İsa, havariler topluluğuna, “Gidiniz ve yeryüzündeki her yaratığa İncil’i anlatınız” sözlerini söylemiş ve onları ‘’dinlerini yaymak’’ için şereflendirmiştir. Hıristiyanlığı dünyanın geri kalanına aktarmak için uğraş veren kişilere ‘misyoner’ denmektedir. Hıristiyanlığı benimsememiş diğer dinlere mensup olan ülkelerde Hristiyanlığı yaymak ve aktarmak için kurulan teşkilata da ‘mission’ denmektedir. Misyonerlerin görünüşte amaçladıkları şey dinîdir. Onlara göre ‘dinsiz’ olan dünyada Hristiyanlığın yaygın hale gelmesini sağlamaktır. Bu amaçla daha önce İncil’i bilmeyenlere İncil’i öğretmek, Hıristiyanlığa veya kendi mezheplerine inanmayan, farklı inançlara sahip olan insanları kazandırmak için çalışmalar sürdüren misyonerlerin asıl amaçladığı şey ise Dünya üzerinde büyük bir Hıristiyan insanlık topluluğu oluşturmaktır. Misyonerlerin bu amacı hepimizin bildiği Haçlı Seferleri ile temel olarak aynı amacı taşımaktadır. Aradaki tek ve en önemli fark Haçlı Seferleri’nde olduğu gibi savaş ve silahla değil, eğitim gibi daha modern bir yöntemle büyük Hristiyan birliğini kurmaya çalışmalarıdır. Yüzeyde görülen bu dini amaçlarının içine derin bir bakış attığımızda, misyonerlerin zamanla ekonomik, sosyal ve siyasi emelleride olduğu zamanla anlaşılmıştır. İnsanlığın sömürgecilik dönemine attığı büyük adımlar ile birlikte misyonerlerin uğruna çalıştıkları ülkelerin emperyalizm olarak değerlendirilebilecek projelerine yardımda bulunmaları ve bunun için çabalamaları gözden kaçmayacak çok net ve bariz bir olgudur. Kiliselerine adanmış yaşamlar sürdüren ve İncil’in yayılmasında kendilerini çok önemli olarak gören misyonerler, hedeflerine erişmek için her türlü tekniği ve ihtimali deneyerek hiçbir çekingenlik göstermemişlerdir. Misyonerlerden beklenen şey görevlerine yerine geitrmek için gönderildikleri yerin din, dil ve kültür gibi önemli değerlerini en doğru ve saf şekilde öğrenerek, eksik olarak görecekleri yerleri bulmak ve ona göre adımlar izlemeleridir. Amerika’da misyonerlik üzerine kurulan en önemli kurul American Board of Comissioners for Foreign Missions yani ‘’ABCFM’’dir.

ALBAY CHESTER’IN TÜRKİYE ZİYARETİ

Chester Projesinin mimarı olarak bahsettiğimiz Albay Chester, 1870 yılından daha sonra Ermenilerin olayları zamanında hasar görmüş Amerika Birleşik Devleti ürünlerine tazminat adına 1900 senesinde Osmanlı Devleti topraklarına (İstanbul) gönderilen gemide kaptandı. Bu tazminat işiyle uğraşmasının yanı sıra Türkiye’de uzun bir süre geçiren Colby Mitchell Chester topraklarımızın oldukça verimli olduğuna dikkat etmiştir. Bu durumu ülkesine lehine kullanmak istemiştir. İdealist olmasını, birçok sözüyle anladığımız Colby Mitchell Chester, Amerikan halkı ve yetkilileri tarafınan her hareketinde ülkesinin yararını gözleyen bir isim olarak tanınmış ve kayıtlara geçmiştir. Türkiye’den ve verimli görünen topraklarından etkilendiğini Amerika’ya dönüşü sonrası anladığımız Colby Mitchell Chester, Amerikan sermayesinin ülkemiz sınırlarına girişimlerde bulunması adına tartışma ortamları açtı. 1908 yılında ekibiyle tekrar İstanbul’a gelen Colby Mitchell Chester ülkemize girişimlerde bulunmak için kesin karar almıştır. Chester, 1909 senesinin kış aylarında Bâbıâli kentinden, Musul kentine ve Akdeniz limanına kadar uzayan ve ilerleyen alanın çevresinde bulunan 40 kilometre’lik bölgede her şekilde petrol yatakları ve yeraltı madenleri arama izni de bulunan, demiryolu imtiyazını elde etmek için çok sıkı bir şekilde çalışmalarını sürdürdü.
Chester her iki ülkenin de bu işten çıkarlı olması gerektiğini biliyordu. Güneydoğu ve Doğu Anadolu üzerine bir demiryolu yatırımı isteyen hükümet projeyi bir İngiliz-Amerikan şirketi kazanmış olsa da Chester’ın projesinin kendi menfaatleri doğrultusunda daha yararlı olacağını görerek Chester’a daha çok ilgi gösterdiler. Osmanlı Devleti ile yaptığı görüşmeler sırasında Amerikan Hükümeti ve bazı büyük Amerikan şirketlerinin de desteğini alarak Chester biraz daha güç kazanmış oldu. Bu görüşmeler sonucunda amacına ulaşan Nafia Vekaleti ile 1909 yılında ön sözleşmeye imza atarak anlaşma sağladı. Bu protokol sözleşme anlaşmasına, Harput, Ergani, Diyarbakır, Siirt ve Bitlis’ten geçen büyük bir hat ile birlikte bunu Musul, Kerkük ve Süleymaniye’ye diğer yandan Adana bölgesindeki Yumurtalık ya da Süveydiye’de Akdeniz’e bağlayacak yan hatların ve Yumurtalık veya Süveydiye’de bir limanının yapımı varsayılıyordu. Ancak daha sonra çeşitli sebeplerle bu anlaşma sağlanamadı ve sözleşmeler feshedildi. 1909 yılında Kanada-Amerika ortak şirketi olan Ottoman-American Development Company daha sonra da bu işte ısrarcı oldu.

  TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNİN İLK KAPİTAL AYIRCALIĞI

Kurtuluş Savaşı Sonrası şirket tekrar Türkiye ile anlaşmaya çalıştı. 1922 yılında bu sefer Mitchell Colby Chester’ın oğlu A. Chester Ankara iline geldi ve şirketi adına tekliflerini iletti. Yapılan görüşmeler sonrası iki taraf anlaşma sağladı. Anlaşmaya göre şirket Doğu Anadolu bölgesinde 4400 kilometre’lik bir demiryolu yapacak, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında limanlar oluşturacak, oluşturduğu hatların yanında yirmi kilometrelik alana yeraltı kaynaklarını tam 99 sene boyunca işletme hakkına sahip olacaktı. Bununla birlikte başka imtiyazlar da sözleşmede yer almıştı. 1923 yılında 8 Nisan tarihinde Meclis içinde görüşülen bu anlaşma kabul görerek resmi olarak, kanuni olarak onay aldı. Ancak büyük problemler içeren bu anlaşma özellikle daha önce imtiyaz verilen bazı bölgelerinin imtiyazının tekrar Ottoman-American Company’e verilmesi ile Fransa gibi ülkeler tarafından büyük bir sorun olarak görüldü ve tepki çekti.  Anlaşma sağlanılan bu proje asla tam anlamıyla uygulanamadı. Bunun en önde gelen sebeplerinden biri de şirketin bazı ortaklarının şirketten ayrılmasıydı. Chester bu şirketten ayrılmıştı. Kennedy isimli önemli bir Kanada temsilcisi de şirkette yer almıyordu. Yani şirket içinde yaşanan karışıklıklar projenin sağlıklı bir şekilde sürmesine büyük bir engel oldu. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri yeterli para kaynağını da yaratamayınca şirket yalnız kalmış oldu. Türkiye’ye verdiği sözleri tutamayan şirketle sözleşmeler 18 Aralık tarihinde feshedilmek durumunda kalındı. New York Times gazetesinde yer alan bir haberde, Türk gazetelerinin 1927 yılında sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmeyen şirketten 25 bin dolarlık depozito parasını alması konusunda baskı yapan haberlerine, şirketin verdiği olumsuz cevap yer almıştır. Chester Projesiyle birlikte Amerikan şirketine sağlanan ayrıcalık, Türkiye Cumhuriyeti döneminin ilk yabancı kapital girişimi olduğu için tarihte bir mihenk taşı olarak yer aldı.

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI VE CHESTER PROJESİ

Lozan Barış Antlaşması ve Chester Projesi arasında bir ilişki olduğu sanılması çok yanlıştır. Bazı gazetecilerin yazılarına konu olan, hatta yüksek lisans tezlerinde yer alan Chester Projesi’nin son anda kabul edilmek üzereyken reddedildiği ve bunun üzerine Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’ye karşılık vermek adına Lozan Barış Antlaşması’nı imzalamadığı, hatta anlaşmayı imzalamadığı için Türkiye sınırlarını günümüzde dahi resmi olarak tanımadığı iddiası kesinlikle asılsızdır. Chester Projesi’nin reddedilmesinin sebepleri yukarıda bahsettiğim gibidir. Lozan Barış Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarının tanımlandığı anlaşma olarak tarihe geçmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin imzalamadığı söylenen Lozan Barış Antlaşması’na ABD sadece ‘’gözlemci’’ olarak katılım göstermiştir. Amerika’nın taraf bile olmadığı, gözlemcisinin antlaşmaya katılması şart olmadığı bir durumda bu anlaşmaya imza atmaması gayet normaldir. Burada karıştırılan Lozan Anlaşması’ndan bahsedeceğim. Lozan Barış Antlaşması sonrası, İsmet İnönü ve Joseph Grew isimli Amerikan diplomat Türkiye ve ABD arasında yapılacak bir anlaşma üzerine görüşmeler gerçekleştirmişlerdir. Bu adı geçen anlaşma da Lozan ismiyle anılmıştır. Karışıklık yaratan durum bu ayrı anlaşmanın Amerikan senatosu tarafından reddedilmiş olmasıdır. Amerika ile yapılacak bu anlaşma Türkiye tarafından Lozan Barış Antlaşması’nın bir uzantısı olarak görülmüştür bu durum da karışıklığa yol açmış etkenlerden biridir. Lozan Barış Antlaşmasının Amerika Birleşik Devletleri tarafından kabul edilmemesinin sebebi yukarı açıkladığım gibidir, Chester Projesi ile hiçbir alakası bulunmamaktadır.  

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu